56 – Amin Maalouf – Afrikalı Leo

27 Mart’da başladım okumaya, 9 Nisan akşamı bitti. Benim zaten Amin Maalouf hakkındaki düşüncelerimi az çok anlamışsınızdır. Maalouf bana göre yaşayan efsanelerden biri. Bu kitap da Maalouf çizgisinde Tarihi macerayla harmanlayan, merak ettiren, yormadan kasmadan duygulandıran, aşk, duygusallık, macera, hiçbirini kasmadan dozunda veren, bütün bunları tarihi okura yaşatarak anlatan bir yazar. Okuduğum tüm kitaplarını tavsiye ederim. Bu kitabı bir de özellikle Endülüs hakkında yazılmış nadir romanlardan olduğu için ayrıca tavsiye ederim.

“Bir toplum en güçsüz bireyini yalnız bıraktığı anda dağılmaya başlar”
“Ben öğrenim için gelmedim. Çünkü bilgi insanın kollarını ağır zincirler gibi aşağıya doğru çeker. Sen hiç bir hukukçunun bir orduya komutanlık ettiğini ya da bir krallık kurduğunu duydun mu?”
“Şunu söylüyorum. Attığın taş çok büyük. Çok, çok büyük. Sokakta öteki yük taşıyıcılarla sık sık birbirine bağıran, aşağılayıcı sözler söyleyen, çevrelerine kalabalık toplayan kişiler görürüm. Kimileyin biri yerden bir taş alır. Taş erik ya da armut büyüklüğündeyse, birisi onun elini tutar çünkü taşı atarsa karşısındakini yaralayabilir. Fakat yerden aldığı taş karpuz büyüklüğündeyse yoluna gidebilirsin, çünkü adamın o taşı atmaya niyeti olmadığına güvenebilirsin. Yalnızca boş ellerinde bir ağırlık duymak istemiştir. Zervali’yle cüzzamlılar kethüdasını boğmakla korkutmaksa, minare büyüklüğünde bir taş. Sokakta olsaydım omuzlarımı silker, yürür giderdim.”
“Hiç kimse bir işi ellerini ya da kesesini örselemeden öğrenemez.”
“Nasıl olduysa kör inançlara ve büyüye kaptırmıştım kendimi ve bu davranışlarıma ilk şaşıran kişi de yine bendim. Beli de varsıl ve güçlü insanların yazgısıydı bu. Varsıllıklarını kazanmakta yetenekten çok talihin etkili olduğunu görürlerse, talihe metresleriymiş gibi bakıp ona tıpkı bir totem gibi saygı gösterirler.”
“Bütün erkekleri sevindirmek istediğim zaman peçesiz gezerim, bir tek erkeği sevindirmek istersem peçe takarım.”
“Bir gezgin gezip gördüklerini yazıp satmaya başlayınca, çevresine toplanan hayran dinleyicilerin kölesi olur. Ondan sonra artık ‘görmedim’ ya da ‘bilmiyorum’ diyemez. Bunları söylerse küçük düşeceğinden korkar. Öyle yalanlar var ki onlardan ağızdan çok kulaklar sorumludur.”
“Devesini durdurup kolunu doğu yönüne doğru öylesine duygulu bir biçimde kaldırdı ki kolu sanki saygınlık kazandı.””Tanrı’ya beni uğursuzluklardan koruması için dua etmiyorum. Böyle durumlarda beni umutsuzluktan koruması için dua ediyorum. İnan, Tanrı bir elini bıraksa ötekinden tutar.”
“‘Michelangelo’nun Musa yortusunu yaptıktan sonra ona yürümeyi ve konuşmayı buyurduğu doğru değil mi?’
‘Ülkemin insanları işte bundan kaçınıyorlar. Bir insan, kendini,Yaradan’ın yerine koymak isteyebilir diye’
‘Peki, başkalarının yaşamasına ya da ölmesine karar veren sultan bir ressamınkinden daha büyük bir sövgüyle kendini Yaradan yerine koymuyor mu? Ya da köleleri olan onları alıp satan biri?”
“Erdem eğer bazı kabahatlerle yumuşatılmazsa sağlıksız, inanç kimi kuşkularla gölgelenmezse acımasız olur.”
“Eğer, bir insanın ağzında dili varsa, hiç bir zaman umarsız değildir.”
“Dünyadaki olayların arasına neşeyle, üzüntüleri ayıracak bir çizgi çizebilseydik ne iyi olurdu.”
“Oğlum, çoğunluk önünde boyun eğmekten kaçın. İster Müslüman, ister Hristiyan, ister Yahudi olsunlar, seni olduğun gibi kabul etmeliler ya da seni yitirmeyi göze almalılar. İnsanın görüşünü dar bulduğun zaman kendi kendine Tanrı’nın ülkesinin çok geniş olduğunu söyle; O’nun elleri çok geniştir, O’nun yüreği de çok geniştir. Uzaklara gitmek, denizler, sınırlar, ülkeler, inançlar aşmak fırsatı çıktığı zaman hiç duraksama.”

Reklamlar

55 – Zülfü Livaneli – Kardeşimin Hikayesi

14 Mart akşamında başladım okumaya. 27 Mart akşamında da bitirdim. Daha kısa sürerdi ama bikaç gün ara vermek zorunda kaldım sinav dolayısıyla Ankara’ya gittigimden. Kendini okutan akıcı bir kitap. Yabancı kitapların tadını hala vermiyor Türk yazarlar ama yine de içlerinde en ileri seviyede olanlardan biri Livaneli. İlgiyi diri tutuyor, sonunu merak ettiriyor, bilimsel bilgiler veriyor, içinde yaşadığı kültürün derinliklerine göndermeler yapiyor. Özetle okuyan pişman olmaz.

“Bilim edebiyata yetişemezdi, hiçbir zaman yetişememişti ki zatn.”Bakın” diye devam ettim.”size kanıtlayayim söylediklerimi : Yunan trajedilerini biliyorsunuz değil mi? Milattan önce yazılmış oyunlar ama hala geçerli. Bu gün bile Oidipus kompleksi falan diyoruz. Peki onlar yazıldığı zaman bilim neredeydi? Dünyanın düz olduğuna inanılan, mikropların bilinmediği, ilkel bir emekleme çağında değil miydi? Bu güne ışık tutan, ölmeyen ve hiç ölmeyecek olan hikayeler mi, yoksa ilkel bilim mi?”

“Belki de edebiyatçılık, anlatmaktan çok, bir anlama uğraşına dayanıyordu.”

“Ama benim gibi insanların zayıf yanının da her şeyi fark etmek olduğunu söylüyorum. Fazla bilmek mutsuzluk getiriyor.’Ne mutlu cehaletin koruyucu rahmi içinde bir cenin gibi büzülüp yatanlara’ diyorum.”

54 – Jack London – Beyaz Diş

5 Mar akşamı başladım okumaya 13 mart akşamı bitirdim. Üniversite yıllarında keşfettiğim ve yirmiye yakin kitabını okuduğum bir yazardır Jack London. Hayatın acımasızlığını yazar. Feleğin çemberinden geçmiş insanların doğayla ve hayatla mucadelesini yazar. Yokluğu yazar, umudu yazar, bazen de sonsuz zenginliği yazar. Bu kitapta kolay kolay kimsenin cesaret edemeyeceği bir stili çok büyük bir başarıyla deneyimlemiştir. Yabani bir hayvanin gözünden insanlarla ve hayatla olan iliskisini anlatmış. Düşününce bu o kadar zor birşey ki: kendini bir yabani kurdun yerine koymak. Sirf cesareti bile takdire şayan iken ortaya koydugu başarılı eser dünya klasiği olarak degerlendirilmeyi ve okunmayı hem de defalarca okunmayı kesinlikle hakediyor.

” İnsanoğlu kendi yarattığı tanrıların yıkıldığını, yok olduğunu görüp, düş kırıklığına uğrayabilir; oysa insanoğlunun ayağı dibine düşen bir kurt ya da vahşi bir köpek, böyle bir felaketi asla tatmaz. Çünkü onların tanrıları, insanlarınki gibi bulanık düşlerin ürünü değildir. İnsanların tanrıları elle tutulmayan, gözle görülmeyen, kurulan düşlerin bulanık sisleri arasında gerçek mi değil mi anlaşılmayan, iyiliğin ve gücün belirsiz bir hayaliydi. Oysa bir kurt ya da yabani bir köpek, ateş yakan tanrılarına ilk kez yaklaştıklarında, karşılarındaki bu üstün yaratığın bütün dünyayı avcunun içine aldığını, diğer tüm canlıların yaşayıp yaşamama kararlarını elinde tutan ve somut bir varlık olduğunu gördüler. Böyle bir tanrıya inanmak için, imana gerek yoktu zaten gerçek olanca açıklığı ile ortadaydı!”

53 – Mustafa Kemal Atatürk – Nutuk (Çocuklar İçin)

4 Mart Pazar akşamı okudum. Her Türk evladının okuması gereken bir eser. Sadeleştirilmiş, günümüz diline uyarlanmış, çocukların anlayabileceği kadar basitleştirilmiş. Çocuklarınıza okutun orjinalini okumak zorunuza gidiyorsa bunu bari okuyun. Ama söz verin sonra orjinalini de okuyacaksını z.

51 – Jean Christophe Grange – Kongo’ya Ağıt

01 Şubat aksamı basladim 21 Şubat akşamı bitirdim. Muhteşem bir polisiye. Mekanlar, kişiler, kişilerin psikolojileri ve hayal dünyaları bir yana aldığınız bilgiler bile okunmaya deger bir kitap. Grange okuduğum polisiye roman yazarları arasında açık ara farkla lider. Tabii ben daha çok fazla da kendimi ne kitap okumuş, ne de polisiye okumuş olarak görüyorum ama okuduklarım arasında Grange çok üstün. Kitabın bittikten sonra ayırdına vardığım bir özelliği var az ya da çok herkes ya katil ya da şiddete eğilimli.

” Afrika’nın sefaleti: Kimse sistemi -şiddet, kokuşmuşluk, toplumun bütün katmanlarında barbarlık- değiştirmeyi düşünmüyordu. Tam tersine herkes güneşin karşısında kendine bir yer tutmaya çalışıyordu.”

“Korku, soğuk gibiydi, etkilenmemek için kıpırdanmak, hareket etmek gerekirdi.”

50 – Şermin Çarkacı – Dedemin Bakkalı

30 ocak akşam başladım okumaya 31 Ocak akşamı bitirdim. Çocukluğunu hiç kaybetmemiş bir yetişkinin çocuk aklından, çocuk kalbinden bakarak, yetişkin dünyasının saçmalıklarına akıl erdirmeye çalıştığı bir kitap. Okurken kendi çocukluk düşüncelerime gittim. Kitap çok güzel zaten çocukların da okuyabilmesi içın büyük puntolarla basılmış. Kendini okutuyor. Çok da komik güzel espriler var. Şermin Çarkacı’nın kitaplarını tavsiye ediyorum.